Yeniden 28 Şubat haberciliği mi?
Medyada 28 Şubat haberciliği diyorum çünkü Türkiye sınırları içerisinde, tarih, bir tekerrür halini alamaktan öteye gidemiyor. Fakat bu durum da bana daimi bir şekilde Karl Marx’ın "Tarih tekerrür eder. İlki trajedi ikincisi komedidir" sözünü hatırlatıyor. Mutlaka ki, Türkiye türban sorunu denen kısır döngü sebebiyle yeniden sorunlar yaşamaktadır. Kimbilir kaç yıl daha bu sorunlar bazı siyasal partiler tarafından desteklenip, bazıları tarafından kınanarak bir oy kapısı haline dönüştürülecek. Malumun mazlumları kimbilir hak kez daha işte sine-i millete dönüyoruz diyecek, kimileri de yeni projeleri olmayan salt söylemlerin altında bir yaşama sistemi oluşturacak. Fakar her türlü haklı-haksız, doğru-yanlış muhakemesinde ötesinde, Türk medyasnın son günlerde ki çığrından çıkmış, reyting tabanlı ve telaşlı haberciliği, bir dönemin 28 Şubat haberciliğini anımsatmaktadır.

Müslüm Gündüz & Fadime Şahin
28 Şubat ne kadar doğru ya da değil tartışmasına girmenin aradan geçen zaman içerisinde, benim üstüme pek vazife olmadığını düşünerek, asıl bildiğim ve en azından iddia ettiğim mevzuya; yani 28 Şubat haberciliğini açıklama isiyorum. Hafızalarını biraz zorlayacak olanlar, din alimi diye kendini pazarlayan Müslüm Gündüz’ün, Fadime Şahin adlı bir müridi ile aynı odada basıldıkları görüntüleri hatırlayacaktır. Bu olay aslında, yıllardır ağlarını cehalet denizinde boğulmuş çaresiz kadınlara, insancıklara atan, onların üzerinden geçinen din tüccarlarının Anadolu topraklarında yapagelmiş oldukları, bin türlü çirkeflikten sadece birisiydi. Bugün de bu tip zer-zevatlara sıkça rastlanmakta. Fakat o dönemin farklılığı, Türkiye medyasının bu haberin üzerine atlayıp, her türlü detayı saatletce, günlerce bitmek tükenmek bilmekcesine anlatmasıydı. Artık Fadime Şahin ekranların, göz yaşı ile kolaylıkla renting alabilen başı örtülü makinesiydi. Bu memba mümkün oldukça uzun bir zaman dilimi içerisinde kullanılmalı, bu içinde ‘seks’ ve ‘din’ gibi cazibesi kendinden menkul konular, temcit pilavi misali izleyicinin burnuna dayanmalıydı. O dönemde en önde gelen haber bu, haberciliğin en kolay şekli de yine bu yöntemdi. (Sağolsun Reha Muhtar)
Haber kaynağı ve temsiliyet sorunu
Şimdi aradan henüz 11 yıl geçmemişken, Türkiye bambaşka bir siyasi süreç içerisinde, aynı malum konu ile uğraşmak zorunda kaldı. AKP tarafından ‘tabana sesleniş’ ya da ‘namus borcu’ olarak algılanan türban, düşüncesiz ve plansız bir şekilde anayasaya yamandı. Bu süreçte, kapatılma davası hale görüşülen AKP’nin tabandaki seçmen kitlesine seslenmek, bu nimetten faydalanmak isteyen MHP de ‘getirin oylayalım’ dedi. Ortaya ise Türk siyasi tarihinin en önemli sonuçlarından birisi çıktı. Anayasa Mahkemesi, -her ne kadar gerekçesini benim şu yazıyı yazıdığım anda bile açıklamamış olsa da- her vatandaş tarafından saygı içerisinde karşılanması ve kabul edilmesi gereken bir şekilde ‘türbanın yüksek okullarda serbestçe kullanılması’ ile ilgili yasa değişikliğini, anayasanın değiştirilmesi teklif edilemez 2. ve 4. maddelerini dayanak gösterek, hem şekil hem de içerik üzerinde bir karar vermiş oldu. Bu karar ne zaman ki medyada biraz tartışılmaya, yol haritaları, olasılıklar, parti kapatma davaları ile muhtemel ilişkilerinin neler olabileceği konuşulmaya başladı, işte o zaman da medya en güzel ‘haberini’ yakalamış oldu. Tarihin en kolay haberciği önce Objektif programı, sonra Star TV’de Uğur Dündar tarafından yapıldı. Malumunzu, ‘Atatürk’ü sevmediğini söyleyen’ Nuray Canan Bezirgan adlı, ne iş yaptığı, neden o programa konuk olduğu, hangi sıfatla orada bulunduğu ve kimi/ kimleri temsil ettiği bilinmeyen bir türbanlı kız, bir anda ‘flash’ haberlerin en ‘28 Şubat haberi’ oluverdi. Bir anda medya bu olayın üzerine çulllandı. Halbuki bu mevzu yeni bir durum değildi. Tamamen medya analizi yönünden bakıldığında bir habercinin bu tip kaynaklara muhtaç olması, toplumun her kesiminde görülebilecek bir kaç radikalin, büyük bir topluğu temsil ediyormuşcasına kolaylıkla haber yapılması, tam bir medya aciziyetiydi. Kimdir bu kız? Kimi temsil etmektedir? Neden oradadır? Tabi ben bu soruları boşuna soruyorum. Ama pardon, 5n 1k denilen haber terazisi, bugün Türk medyası için sadece bir TV programı ismi.
Haberde reyting sorunsalı
Şimdi bu yazdıklarım, malaesef ki yine, belki bazı sığ zihinler tarafından tuhaf algılanacaktır.Hepimizin malumu olan, bu kızın söylediklerinin elle tutulur hiç bir yönünün olmadığı, yüzyılın dahisi olarak kabul edilen, ve bugün modern Türkiye’nin bütün özgürlüklerinin altında imzası bulunan, yoktan bir ulus meydana getiren Atatürk’ün bu kızcağız tarafından doğru anlaşılamadığı, hatta kızın cehalet içerisinde yüzdüğü besbellidir. Bu konuda Türkiye’de bir kaç radikal haricinde insanların herhangi bir akıl karışıklığının ya da en ufak bir şüphesinin dahi olduğunu düşünmüyorum. Fakat asıl mesele burada, Türk medyasının, bu kişiyi başını öyle ya da böyle, o ya da bu sebeple kapatan milyonlarca insanı temsil eden bir zevatmışcasına haber yapılmasıdır. Türbanlı , ya da baş örtülü bütün vatandaşlarımız acaba bu kız gibi mi düşünmektedir? Bunun imkanı var mı? Üstelik bu haberlerin hemen her gün ana haber bültenlerinde yer alması, gerçekçi ve doğru bir şekilde yapılması gereken gazetecilik mesleğinin, sadece bir kaç reyting puanına heba edilmesi değildir de nedir? Bu haberin haber değeri nedir?
Fikrimce bu tip habercilik, halkı daha da kutuplaştırmak, bu uzaklık ve gerilim üzerinden pirim elde etmek isteyen, yarını düşünmeyen, son derece sorumsuz bir gazeteciliğin en güzide örneğidir...
Gökhan KURTARAN
0 yorum:
Yorum Gönder