12 Haziran günü bütün haber ajanslarına düşen ve bir anda AKP’nin kapatılma davası ile ilgili partideki huzursuzluğu biraz daha artıran bir gelişme oldu. AKP milletvekili ve Erdoğan’nın danışmanlarından Reha Çamuroğlu, danışmanlık görevinden istifa etti. Partiye katıldığı günlerde, bin bir ümitle AKP’nin Aleviler ile ilgili yeni açılımlara imza atabileceği ümidini içerisinde taşıyan Çamuroğlu, artık Erdoğan'a danışmanlık yapmayacak. Nereden nereye?
İstifa tabiki AKP’de üzüntüye yol açmış. Hali hazırda kapatılma davası ile meşgul bir parti yönetimi, part yönetiminde artık olmayan Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç gibi isimlerin sessizliği, Erdoğan giderek dozu artan sert üslübü, tatil edilmeyen ve işlemeyen gürültücü bir meclis...Halbuki AKP için herşey güzel başlamış, kısa zamanda halk desteği alınmıştı. Anadolu en ücra kasabalarında AKP desteklenirken, solun en sadık kaleleri AKP’li olmuş, HADEP’in seçmen kitlesinin yoğunlukta yaşadığı yörelerde AKP zaferini ilan etmişti. Üstelik 22 Temmuz seçimlerinde, daha önceden Tayyip Erdoğan’ın ve Deniz Baykal’ın, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili olarak uzlaşmaz tavrı, tam da AKP’nin işine yaramıştı. Ben her ne kadar hala istatisliği “kendi doğrunu üretme ve gösterme” sanatı olarak görsem de, artık Türkiye seçmeni sandıkta seçimini yapmıştı.
Sandıktan çok büyük bir başarı ile çıkan AKP’nin üzerine düşen görev, devletin tüm unsurlarının dengesini gözertmekti. Bu doğa da en “güçlü olanın değil” de “en uyumlu olanın” (survival of fittess) yaşamını sürdürmesi kadar basit ama bir o kadar da elzem bir durumdu...fakat olmadı. Beraber yürünen yollarda, ilk ayrılanlar, beraberlerinde kitlelerin de AKP ile olan bağını kesmeye başladı ve bu eğer önlemi alınmazsa, kapatma davası açısından değil ama seçmen kitlesini kaybetmesi açısından, “tam bir sonun başlangıcı” olabilir.
Giderken...
Reha Çamuroğlu bu isimlerden belki de en önemlisi. AKP Balıkesir Eski Milletvekili Turhan Çömez’de sonra belki de partiden en büyük kayıp. Aslında Çamuroğlu partiden henüz ayrılmadı, fakat Erdoğan’ın danışmanlığından ayrılarak bir anlamda en kritik zamanda Erdoğan’ı yablız bıraktı. Çünkü Çamuroğlu, yıllardır gerçekleşmeyen reformların, artık içerisinde Alevilerin de olduğu bir şekilde yapılmabilmesi umudunu taşıyor, bunu da yakın çevresi, Alevi halk ile paylaşıyordu. Bir çok istatisliğe göre Türkiye’de bugün yaklaşık 6 milyon Alevi vatandaşımız var. Bu vatandaşların çoğunun inancı, Laik sistem içerisinde kendine yer bulabilmiş değil. Cemevleri halen bir ibadethane olarak tanınmazken, tüm cemevi giderleri halen cemaat tarafından karşılanıyor. Bundan da ciddisi, Çamuroğlu’nun “Alevi vatandaşların, devletten ihale alamaması, ayrımcılığa maruz bırakılmaları iddiaları”. Ben bu iddialardan sonra, açıkçası Erdoğan’ın bir açıklama da bulunmasını beklerdim, ama o da olmadı.
Şimdi bu gelişmelerin ardından, aleviler nasıl bir strateji uygular bilinmez. Belki de daha önceden yakınlıkları olan CHP’yi, belki de başka bir siyasi oluşumu desteklerler. Fakat her ne olursa olsun, laiklik ve demokrasi kelimesini ağızlarından düşürmeyenlerin, kendi inançlarının kantarında, bir de başkalarının “inanç ve yaşam özgürlüklerini” tartmalarının zamanı artık gelmiştir. Lakin kantarın topuzunu kaçırmaksızın... Aksi takdirde siyasetin iflası pek yakındır...
Gökhan KURTARAN
0 yorum:
Yorum Gönder