11 Haziran 2008 Çarşamba

Cahide Sonku’ya hayran olmak

Eski kitaplarım ile buluşmam genelde eski arkadaşlarımla buluşmamdan bile keyiflidir. Çünkü onlar bana aynı şeyleri anlatmaz ve ne yapıp ettiğimle ilgili olarak beni suale çekmez. Varsın kıskanan kıskansın. Yıllarca elimden düşmeyen, ama ülkeden ülkeye giderken yanımda götüremediğim, o en büyük hazinemin en nadide, altı çizilmiş, defalarca okunmuş kitapları ile artık sadece güneyde ailemle birlikte geçiridiğim yaz tatillerinde buluşabiliyorum. Geçen gece yine farklı alanlarda kitaplar, makaleler arasında git geller yaşarken, Aydın Boysan’ın YKY’den çıkmış Yüzler ve Yürekler kitabına rastladım. Boysan’ın kitabında uzun yıllardır tanıdığı ünlü simalar hakkında düşünceleri yer alıyor. Her birinin hayatı, Boysan’ın penceresinden ince detaylarına kadar anlatılıyor. O kitap da ise bir kişi, beni hala yüreğimin tam ortasından vuruyor; Cahide Sonku.

Rotayı sinemaya çevirmek

Bugün tamamen siyaset dışı bir yazı yazmak istiyorum. Türkiye’nin göz gözü görmeyen dumanlı coğrafyasından sizi alıp, çokça sevdiğim, derinden hayranlık beslediğim bir isimden Cahide Sonku’dan bahsetmek istiyorum. Cahide Sonku, Türk Sineması’nın en önemli isimlerinden birisi.. en şatafatlı günlerini akla zarar bir lüks içerisinde geçiren, güzelliği ve asil duruşu ile milyonları peşinden sürükleyen cazibeli ve yetenekli bir sanatçısı. Benim onu tanıdığım ilk film ise, Zeki Müren’le başrollerini paylaştığı ‘Beklenen Şarkı’ filmidir. Çok az kadında böylesine dik bir duruş zerafet ile bu denli güzel harmanlanabilir, bakışlar bu derece anlam ile yüklü olabilirdi. O zamanlarda Cahide Sonku’nun hazin sonu ile ilgili bir bilgim yoktu.

Boysan’ın Cahide’si

Boysan’da onu en çok etkileyen Cahide Sonku anısını şöyle anlatmış; ‘1940 yılında Muhsin Ertuğrul’la birlikte ‘Şehvet Kurbanı’ filmini çevirmişti. Bir tren kompartımanında, gıcıklayıcı bacak açışları ile Muhsin Bey’i yoldan çıkaran hanım rolünü oynadığında, biz arkadaşımızla birlikte: ‘Eh!...Bu durumda yoldan çıkılır’ diyebilmiştik’. Yaşım tutmadığından Boysan Dede’nin (dedem yaşında olmasından dolayı diyebilirim sanırım) şansına ben nail olamadım ve o filmlerin hiç birini sinema salonlarında izleyemedim. Fakat basit, bayağı bir çekicilikten uzak derin anlamlar yüklü oyunculuğu olduğu, izleyici ile arasında hoş bir iletişim kurduğu bilinen bir gerçek. Zaten bu yüzdendir ki, 1950’lere kadar adının geçtiği her yapım, her film rekor sayıda izleyici ile buluşmuş.

Acı Son

Ve bir gün gelirki artık 1948’de kurduğu film şirketi bir kundaklama sonucu içerisindki bütün filmler ile bir kül yığınına dönüşür. Bu Cahide Sonku içinde bir sonun başlangıcıdır. Eski şaşalı günlerine kavuşması bundan sonra neredeyse imkansızdır. Avuçlarının arasından kayıp giden bütün yatırımı, ona uzun yıllar arkadaşlık edecek içkiyi armağan eder. İçki ile gelen unutulma hissi, yıkılmışlık, nedeni bugün bile bilinmeyen bir bitmişlik hali sarar dört bir yanını. Durumu öylesine içler acısı bir hal alır ki ‘Bakirköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde isyankar tavırlarla ‘benim sonum böylemi olacaktı’ dıyerek karyola demirlerini yumruklayan yine o’dur’. (Boysan,Aydın, 2002, Yüzler ve Yürekler, YKY)

Kimseler, kimsecikler bilmese de o Türkiye’nin ilk kadın yönetmenidir. 1951’de 'Vatan ve Namık Kemal’i, 1953’de 'Beklenen Şarkı'yı, 1956’da 'Büyük Sır' filmlerini yöneten ilk kadın yönetmen, 1970 ve 80’li yıllarda, en yakın arkadaşlarından uzak, bitmiş bir haldedir. Nedir bir insanı bu kadar bitmişliğin içerisine çeken? Neydi Cahide Sonku gibi görenleri kendine aşık eden, iş disiplini ile kendine hayran bırakan, son derece kültürlü bu ‘hanımefendi’ yi başka alemlere sürükleyen yok oluşun sebebi?

Uzun yıllardır düşünüp bulamadığım bu soruların sebebinin bugün, vefa hissinden uzak kurulan çıkar arkadaşlıklarından sonra hissedilen derin hayalkırıklığı ve yanlızlık olduğunu düşünüyorum.

Cahide Sonku, 1981 yılında Alkazar Sineması’nda fenalaşarak öldü. Arkasından birbirinden güzel filmler ve hala aşık olunası bir çehre bırakarak. Cahide Sonku belki kimleri için, varlığının zamanda kıymetini bilmeyen, küpünü akarken doldurmayan sanatçılardan sadece biri, tıpkı Mesut Engin gibi. Fakat bu düşüş hikayesi nedense çocukluk yıllarımdan beri beni hepsinden çok etkilemiş.

Nedense zihnimde Cahide Sonku’nun daha hüzünlü ve kırık bir yeri var.

H
ayatta üzüleceklerimiz, öğreneceklerimizden çok olduğunda, bütün bir ömür bir keşkeye feda edilmiş demektir.


Gökhan KURTARAN

0 yorum: