10 Haziran 2008 Salı

Türkiye’de Erkler Kavgası ve Kaos

Türkiye’de Erkler Kavgası ve Kaos

‘Yargıcıyla, avukatıyla tüm hukukçular esir alınmıştı Hitler rejimince. Hukuk profesörleri birer papağan, yargıçlar ise oyuncaktı Hitler’in elinde. Bugün Hitler’e uşaklık etmiş yargıçlara hukukçu demek mümkün müdür artık? Bunlar, siyasal cinayetlerin kiralık katilleridir. Bir yüksek kürsüye cübbeyle çıkmak, celatlığa meşrutiyet kazandıramaz hiç bir zaman’

Uğur Mumcu

Türkiye yakın tarıhin çabuk unutulduğu, göreceli olmasına rağmen uzak denebilecek tarihinde zaten harf devriminden sonra hiç okunamadığı enteresan bir ülke. Okuma alışkanlıklarımıza, araştırmacı gazetecilerimizin ne derece bireysel konforlarına düşkün olduklarına ise hiç girmeyeceğim şimdi. Kütüphanemin raflarında bir kaç senedir duran, ara ara okuduğum çok önemli bir kitap var. Bu kitaptan biraz bahsetmek istiyorum bugün; ‘Suçlular ve Güçlüler’. Uğur Mumcu’nun 70’lı yıllarda kaleme aldığı yazıların toplanmasından oluşmuş bir kitap. Şu anda basımı yapılıyor mu bilmiyorum ama ben bu kitabı Galatasaray Lisesi yakınlarında bir sahaftan almıştım. Üstelik üzerinde şu anda Meclis Başkan Vekili olarak Türkiye siyasetine katkıda bulunun Gürdal Mumcu’nun da imzası var.

Bu kitabın şimdi günümüzde yaşanan erkler kavgası ile ne ilgisi var? Uğur Mumcu bir çokları tarafından yılda bir kez ‘yine faili bulunmadı’ denilerek hatırlanır. Fakat yazdıkları da pek okunmaz araştırılmaz nedense? Aslında bugünün Türkiye’sini derinlemesine anlayan, kanıtları ile iddia getirmeyi bir görev adeleden Uğur Mumcu’nun 70’li yıllarda yazdıklarının bazıları bize bugün dahi yol gösterebilir. Bu yüzden de tekrar tekrar okunmalıdır.

Yukarıda neden Uğur Mumcu’nun sözlerine yer verdiğime gelince., bugün Türkiye,nin değişen dünya içerisindeki yerini anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum. Bugun Avrupa Parlementosu ya da Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Makhemesi’nin herhangi bir kararını alaşağı edemez, onun kendi iradeleri çerçevesinde şekillenmesini talep edemez. Bunu düşünmek, her hangi bir şeçilmiş çoğunluğun iradesi ile mahkemelerin karar vermelerini talep etmek bile, akıllara Hitler Almanya’sının taraflı mahkemelerini ve kararlarını akla getirir.

Bu yüzdendir ki, yargıçlar siyasi iradeden uzak tutulmaya, yasalar çerçevesinde korunmaya, kendi kararlarını ‘akıl’ ve ‘yasalar’ çevçevesinde vermeye yönlendirilmiş, tüm sistem bunun üzerine kurulmuştur.

Bugün Türkiye’de kımilerini mutlu, kimilerini mutsuz etse de, Türkiye’nin en tepesinde bulunan yargı kurumu ağır eleştiriler altında. Üzerinde üstelik izlenme ve dinlenme gibi yan baskılar da bulunmakta. Yargı bu baskı altında ‘siyasi iradenin isteği’ doğrultsunda karar vermeye zorlanmakta. Bunun akılla izah edilebilir bir durumu yok. Uğur Mumcu’nun da dediği gibi ‘esir alınmış hukuçular’ ve ‘papağan hukuk profesörleri’ yaratılmak istenmektedir ki, bu ancak Hitler rejimi gibi diktatörel bir sisteme götürür Türkiye’yi. Her ne kadar korku coğrafyasında yaşaman istemiyor, korku siyasetinden uzak kalmaya çalışıyorsak da, seçim kazanmışların padişahlık benzeri bir dayatma ile de yargının kararlarını yok sayma çabalarını kabullenmemiz mümkün değil.

21.yy.’da Türkiye’yi ülkesinde seçim yapılan İran, Mısır, Suriye gibi ülkelerden farklı kılan, bağımsız erklerinin, ve işleyen bir yargı sisteminin olması, devletin temel değerlerinin anayasa tarafından koruma altına alınmış olmasıdır.

Devlet içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na sahipken, hocaların maaşlarını öderken, diğer dini dinlerin liderlerine herhangi bir ödeme yapmazken, Aleviler Cemevleri’nin giderlerini ceplerinden karşılarken, Türkiye ne kadar laiktir? Bu uzun bir tartışmadır ve Türkiye’nin daha seküler bir devlet olabilmesi ve bütün vatandaşlarına eşit mesafede olabilmesi için yeniden defalarca tatışılmalıdır.

Gökhan KURTARAN

0 yorum: