25 Haziran 2008 Çarşamba

Tutsak Akıl ve Takiye


Takiye ilk bakışta anlaşılabileceği üzere Arapça kökenli, içerisinde derin anlamlar taşıyan önemli bir kelime. Türk medyasında ve siyasetinde sıkça kullanılmasına rağmen, çoğu zaman içerisindeki bu derin anlamlar sığlaştırılmış, bu kavrama yeterli önem atfedilmemiş. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre, mezhep belirtmeme, olduğundan farklı görünmek, sakınma ve çekinme anlamlarına geliyor. Genelde siyasilerin birbirlerini suçlamak için kullandığı bu önemli kelime, aslen bir siyasi stratejidir ve bugün de küreselleşen dünya siyasetinde halen daha tedavüldedir.

Ömrünün neredeyse tamamını, savaş yıllarında ve sonrasında vatanı Polonya’dan uzak, sürgün de geçirmek zorunda olan, Nobel Ödüllü yazar; Czeslaw Milosz, ünlü “Akıl Tutulmaları” eserinde bu kavramı bir kurum olarak incelemiş. Milosz’a göre, takiye önemli bir direnç mekanizması. Doğu toplumlarından batıya doğru hızla yayılan esrarengiz bir çeşit siyasi strateji. Ona göre bu bir oyundur ve bizler aslında zaten günlük hayatımızda oyun oynuyor durumdayken, bir yandan da asli amaç ve ideallerimiz için daha meşakkattli bir oyuna baş koyarız.

“Oyunun ve düşünsel özel mülkiyetin tanımı epey bir ilerilere götürülmüştür....bunun dışında temkinli olmayı gerektiren engin bir alan kalır. Kendini sürekli maskelemek, dayanılması güç bir kitlesel hava yaratsa da, kendilerini maskeler ardında gizleyenlere tam ve hem de en büyüğünden tatminler sağlar. Bir şeye beyaz demek, ama içinden siyah olduğunu düşünmek içten içe gülmek, dışarya törensel bir tutku göstermek;nefret etmek, aşığı oynamak; bilmek bilmiyormuş gibi yapmak...” (sf.63)

Bu yüzden takiye aslında içinde bulunulan durum ile uzun vadeli bir mücadele ve direnme stratejisidir olarak görülmeli. Bu basit bir yalan söyleme durumundan çok sistematik bir rol tayini ve etkin bir içselleştirme gerektirir. Tiyatro oyuncusunun hamile bir kadını oynarken ille de hamile olması gerekmez fakat en az hamile bir kadının sıkıntısınım yansıtabilmesi zaruridir. Biz izleyiciler, rolu oynayanın, bir tiyatro oyununda oynadığını bilmemize rağmen, zaman zaman, oyuncunun gerçek kimliğini, oynadığı karaktermiş gibi görür, zihnimizin bize gerçeklik ve kurgu arasındaki ayrımda ciddi bir biçimde sekteye uğrattığını gözlemleriz. Takiye de bu durum daha farklı bir halde karşımıza çıkar. Takiyeyi yapan kişi veya topluluktan başka, bu durumun bir “takiye” olduğunu bilen yoktur ve inandırıcılık esastır. Dolayısı ile “takiye” karmaşık ve çok daha aldatıcıdır. İçerde saklanan o bir nevi ilahi amaç giderek başkalarından gizlenen, gizlendikçe kutsallaşan bir mabed halini alır.

Batı siyaseti de takiye adı verilen bu önemli stratejiden ve kavramdan nasibini almış. Milosz’un da düşüncelerinin dayanaklarından olan 1816-1882 yılları arasında yaşamış Fransız aristokrat ve yazar Gobineau, özellikle takiye kavramını uzun uzun inceleyerek eserlerinde bu kavramın batıya da ulaşmasını sağlamış. Gobineau, 1855 ve 1858 tarihleri arasında Fransız sefareti katibi, 1861 ve 1863 arasında ise Franusz sefiri olarak uzun yıllar İran’da kalmış. Daha da ilginç olanı Gobineau’nun bu araştırmalarının, siyaset tarihini en büyük takiyesini yapan Hitler tarafından kullanılmış olması. II. Dünya Savaşı ve öncesinde, ortaya çıkan anti-semitist hava ve Almanya’nın I.Dünya Savaşı’nı aslında “yahudilerin” yüzünden kaybetmiş olduğu iddiaları tam anlamı ile Nazizmin en belirgin takiye şeklidir. Kısacası, batı takiyeden bihaber değil. Aksine dünyayı anlamlandırmak ve siyaseti değişkenlere uyumlu olarak kurmak ve “ilahi amaca” ulaşmak konusunda, “takiyenin” son derece önemli bir strateji olduğunun son derece farkında.

Takiye üzerine ilk kapsamlı araştırmaları yapmış olan ve Nazizm’e de esin kaynağı teşkil eden Gobineau, “Orta Asya’da Dinler ve Felsefeler” eserinde, takiyenin nasıl yapılacağına dair detaylı bir kılavuz da sunmuş;

“Takiye, icracısının içini gururla doldurur. İtikat sahibi, bu sayede aldattığı şahsiyet karşısında bir daimi üstünlük haline muvasalat eder, ki o şahıs bir nazır yahut ulu hükümdar olsa dahi; ona karşı takiye yapan ademoğlu nazarında o, her şeyden evvel zavallı bir kördür; yegane hakiki yola girebilmekten mahrum edilmiştir ve hatta bundan dahi şüphelenmez...düşmanların önünde ışıltı içinde yürür gidersin. Gayri zeki mahluku alaya alır; tehlikeli bir canavarı ehlileştirirsin. Bir defada bunca saadet.” (sy:65)

Doğunu yüzyıllardır bildiği ve uyguladığı, batının da Gobineau sayesinde öğrendiği “takiye” bir anlamda siyasi bir ilüzyon, bir aldatma sanatıdır. Aldatanın takdir topladığı ve ilahi amacına yaklaştığı, aldananın da çoğu zaman aldatıldığının dahi farkına varmadığı bir “kaybetmişlik” hali. Bu yüzden eserleri dikkatle okunan Milosz ve Gobineau’nun yazdıklarını, bir de bugünün siyasi koşullarını ve stratejilerini düşünerek okuduğumuzda, ister istemez aklımıza, Türkiye’de yakın dönem tarihinde, kurgulanan siyasi oyunlar gelmekte. Siyasetçiler ağızlarından, demokrasi, adalet, laiklik, sosyal, hukuk devleti ve çağdaş medeniyet gibi kelimeleri düşürmez iken, gerçekten bu sözlerinde samimiler mi, yoksa kitleleri büyük bir takiyenin içerisine mi çekmeye çalışıyorlar? Bugün niyet okuyuculuğu ile suçlanan siyasiler ve aydınlar, acaba bu takiyenin mumunu yassıdan önce söndürmeye çalışan, ve görünenin ötesindekini, meselenin iç yüzünü, birilerinin “ilahi amacını” en net görebilenler mi? İşte “tutsak olmuş aklın” prangalarını söküp, gerçeği görebilmesi ancak ve ancak bu muhakemeye muhtaç.

Gökhan KURTARAN

0 yorum: