22 Mayıs 2009 Cuma

Fransa Fransa Nereye?


Bu sabah Radikal gazetesinde gördüğüm Fransa üzerine bir magazin haberinden sonra Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy üzerine yazmak istedim. Dünyanın her yerinde artık yıldız (celebrity) liderler var malum; ya da yıldızlaştırılmış olanlar; Obama’nın rengi, sportif oluşu, Sarkozy’nin 1.55 boyunda ama ünlü İtalyan manken Carla Bruni ile evli olması, İtalyan Berlusconi’nin eşini aldatması, boşanması, flörtöz ilişkileri, tuhaf açıklamaları, sayısız estetik operasyon geçirmesi, Karun kadar zengin, ülkede çok güçlü olması…Bu liste uzar da gider.

Fakat Avrupa’nın çok zorlu bir süreçten geçtiği malumunuz. İzlanda krizin ilk darbesini yedi. Bir sene once dünyanın en rahat ülkelerinden biri olan İzlanda vekillerinin maaşını bile yatıramaz duruma geldi. Ardından Macaristan işsizliğe çare olması umuduyla, otomotiv işçilerinin çalışma günlerini üçe düşürüp daha çok kişiyi istihdam etmeye çalıştı. İngiltere en aklı başında önlemleri aldı ve nispeten etkileri en aza indirdi şimdilik. Ama henüz Avrupa’nın üzerindeki kara kabus bulutu yok olmuş değil. Bütün bu zor günlerde ise toplumların nabzını iyi ölçmek, onların duyarlılık noktalarını iyi belirlemekte fayda var.

Belli ki bunu bazı liderler yapamıyor; Nicholas Sarkozy gibi. Fransa’da üst düzey kişilerle, bakanlarla görüşen, ana dili gibi Türkçe konuşan ve Ankara’da yaşayan genç bir Fransız beyefendiyle geçenlerle işim dolayısıyla karşılıklı oturduk konuştuk. Ona Fransa’nın Türk medyasında daha çok Carla Bruni ile anıldığını, Bruni’nin Sarkozy’nin de önüne geçmiş gibi gözüktüğünü söyledim. Bana baktı ve “Fransızlar çok rahatsız” dedi. Ben de yıllar yılı Fransız eserlerini İngilizce’den okudum, Fransız okullarından filan da mezun değilim ki derin analizler yapayım toplumun üzerine. Onu en iyi bilen yine o ülkenin kendi vatandaşlarıdır diyerek ona sordum.

Beni çok şaşırtacak sözler söyledi; “Fransızlar bugün ilk defa Fransız sokaklarında devrim diye bağırıyorlar, sesleri çok gür çıkıyor. Herkes sık sık 1789 ile 2009 kıyaslaması yapıyor, benzer özellikler olduğunu söylüyor. Ülke ekonomik kriz ile boğuşuyor, Fransa’da ise Sarkozy’ninde Carla Bruni’nin de halka bıkkınlık vermiş durumda. Fransa değişim istiyor. Hemen her sokakta gösteriler yapılıyor, medya pek yayınlamasa da çoğu büyük ciddi gösteriler. Üniversitelerden DEVRİM sesleri yükseliyor. Sarkozy’nin iki sene sonra seçilmesi, siyasette bile olması artık mümkün gözükmüyor...”

Bu sözler karşısında adeta dondum kaldım. Uzun uzun karşımdaki bu üst düzey bürokratlarla sıkı ilişkileri olan Fransız’ın, Türkçe konuşarak bana anlattıkları karşısında aklımdaki soruları toparlamaya çalıştım. Medyayı sıkı takip etmeme rağmen ben Fransa’nın ne derecede kaynayan bir kazan olduğunu görememişim demek.

Şimdi Radikal gazetesinin haberine dönelim; Fransa’nın Femme Actuelle dergisinin muhabiri Sarkozy ile röportaj yaparken Bruni eşini iki lafın arası sıkıştırıyor, okşuyor, sarılıyormuş. Sarkozy’nin ciddi bir devlet adamı gibi durmasına izin vermiyormus. 1.55’lik Sarkozy’nin arkasından "Bon courage, chou chou" (Kolay gelsin, benim küçük sevgilim) diyormuş. Bu görüntüler Fransız halkını iyice rahatsız etmeye başlamış. Aslında tam da anlatmak istediğim bu; halkın dertleri, ciddi ihtiyaçları var ama her ne hikmetse halkın sorunları ile ilgilenmesi gereken bu zat-ı muhterem kendi gönül ilişkisinden kafasını kaldıramıyor, bir türlü Fransa’nın beklediği lider olamıyor.
Bu yazdığım haber gibi niceleri dünya gazetelerinde yer alıyor. Bahsettiğim gibi halk çoktan sokaklara çıkmaya başlamışsa meseleleri daha bir dikkatli irdelemek gerekir. Hele bir de bahsettiğimiz bu halk, Fransız halkıysa, işte o zaman bu durumdan korkmak gerekir.
Kimbilir, belki de ekonomik krizin ardından kendini tanımlamaya çalışan AB’yi, ileride
Fransa’dan gelecek haberler şekillendirir.
Tıpkı Avrupa tarihinde bir çok kez olduğu gibi....
Gökhan Kurtaran

0 yorum: