25 Mayıs 2009 Pazartesi

Habertürk'ten Murat Belge'ye linç kampanyası

Bir süredir günlük gazeteleri, köşe yazarlarını düzenli olarak okuyanların dikkatini çekmiş olacak bir tartışmadan feci halde rahatsız oldum. Nedendir bilinmez, henüz rüşdünü ispat etmemiş, dün kurulmuş bir gazete, Murat Belge’yi hedef tahtasına yerleştirmiş durumda. Hemen her gün gazete de Murat Belge’ye saldıran köşe yazıları yazan zat-ı muhterem de Murat Bardakçı. Ben kendisini uzunca yıllar Hürriyet’te yaptığı “magazin tarihçiliği” vesilesiyle tanırım. Düzenli olarak gündemle ilişkilendirdiği, sıkça anakronizim yaptığı yazılarından rahatsız olmamıştım. Kitlesi vardı, takip de ediliyordu. Lakin nedendir bilinmez, “kişisel öfkelerinin” esiri olmuş bir sekilde döndü Habetürk’e.

Bardakçı önce Murat Belge’yi “tekneli irşad turları” düzenlemekle itham etti. Evet uzun yıllardır Murat Belge boğazın güzelliklerini, engin bilgisi ile harmanlarayarek tekne turlarına meraklıları ile paylaşır. Bunda garipsenecek ne varsa ben anlamadım. Daha sonra Bardakçı hızını alamıyor ve “Hazret entelektüel, yazar, filolog, tarihçi, barışçı, solcu, kültür adamı, yayıncı, profesör ve İstanbul uzmanı... Bitmediiii... Edebiyatçı, taş plak üstadı, filozof, yakışıklı, aktivist, bilmem neredeki yurttaşlar derneğinin feşmekânı, İstanbul uzmanı, vesaire, vesaire, vesaire...” diyerek Murat Belge’yi kendince alaya aldığını sanıyor.

Murat Belge’yi öğrencisi olarak tanırım. Bölüm Başkanlığı’nı yaptığı Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden mezunum. Üniversiteye girdiğimiz ilk günlerden itibaren kendisinin alçak gönüllülüğüne tanıklık etme fırsatı bulduk. Daha da önemlisi çok bilmenin yaninda“erdemli” olmayı da gerektirdiğini, ikisinin bütünleştiği an o kişi ayrı bir yüksekliğe çıkardığını gördük. Bölümde milliyetçi hissiyatları yüksek olan arkadaşlarımız da vardı, liberal diyebileceklerimiz de...her renkten, inançtan, cinsiyetten, memleketten, ideolojiden bir avuç genç insan gözlerimizi açarak dikkatli bir şekilde dinlerdik anlattıklarını. Bugün o anlatılanlardan daha da fazla erdemli bir insanın duruşuna tanıklık ettiğim için şanslı sayarım kendimi. Dört yıl boyunca ne bir kişinin kalbini kırdığını, ne bağırdığını, ne hakaret ettiğini bilmem. Zaten kendisini tanıyanlar bütün bunların Murat Belge’den çok uzak olduğunu bilir. O gerçek anlamda “dünya vatandaşı”dir.

Murat Belge’nin tarzı değildir, ona buna laf yetiştirmek, günümüz pop yıldızları gibi kapris yapmak, rahatsızlık vermek. Kendisinden beklendiği üzere Bardakçı’nın yazısına yine kendine özgü efendiliği ile 16 Mayıs 2009 tarihinde bir cevap vermiş;

Şimdi bu saydıklarından bazılarını ben de kendimi anlatmak için söylerim: İletişim Yayınları’nı kurduğuma göre, “yayıncı” sayılırım; övünülmeyecek kadar yakın zamanda resmen bu “ünvan” verildiğine göre, demek ki, evet, “profesör”üm; kendimi “solcu” olarak tanımlarım ve “barış”a gerçekten önem veririm ve bu amaçlar için akla yakın “aktivizm” kanalları varsa bunlara girmekten kaçınmam. Yazı durmadan yazdığıma, bunlar yayımlandığına, hatta birileri benden habire “yazı” istediğine göre, herhalde “yazar”ım da, üstüne üstlük. “Üstad falan değilim ama epeyce taş plak toplamışlığım vardır (neyse bunun kusuru). Harikulade mizahî üslûbuyla tanımladığı derneği kurdum, bir şeyleri de oldum. Haa, evet, “edebiyatçı” olduğumu da düşünürüm.

Öteki sıfatlara gelince, onları ben kendim için pek kullanmam. Örneğin, mezun olduğum bölümün resmî olmayan adı “İngiliz filolojisi” olarak geçer ama ben kendimi “filolog” saymam; tarihe ilgim çoktur ama bu konuda kalem oynattığımda, “Ben kariyerden tarihçi değilim” uyarısında bulunurum. “Entelektüel”, “kültür adamı” olup olmadığıma son analizde toplum karar verir. İki kere söylediğine göre en fazla sinirlendiğini tahmin ettiğim “İstanbul uzman”lığı da böyle bir şey. Aklı başında biri kalkıp da “Ben İstanbul uzmanıyım” diye konuşmaz. Ayrıca, “Ben şöyle bir iş yapayım” diyerek kendim de başlatmadım bu işi. Öneri geldi, yaptım. Arz talebi değil, talep arzı belirledi.”


Ben tüm bu yazılarını okuduğumda artık bu tartışmanın da bir son bulacağını düşünmüştüm ki yanıldığımı dün akşam denk geldiğim Teketek programını izlerken farkettim. Yazdıklarını yeterli görmemiş olacak ki, Fatih Altaylı’ya konuk olma ihtiyacı hissetmiş Bardakçı. Bu sefer bildik “itici” ve “sinirli” tavrıyla neredeyse ağzına ne gelirse söylüyordu Murat Belge için. Birinin bu şekilde konuşabilmesi için aklını yitirmesi gerektiğini düşünürdüm, ama mevzu Murat Belge olunca o kişinin tamamen “akılsız” olduğunu düşünürüm. Nasıl vahim bir “kıskançlık” ise içerisindeki, benliğini sarmış. Üstün gazeteclik performansı ile zaten hakkında soru işareti de bırakmamış olan Fatih Altaylı’da bu karalama kampanyasına katılmıştı. Hiç utanmadan, yüzleri kızarmadan “o kim ki Profesör olmuş, ne yapmış ki olmuş” deme yüzsüzlüğünü de gösterdiler. İçimde bir şeyler kırıldı. Hani çok bilge olduğunu bildiğiniz, işte erdemli insandır dediğiniz birisine sanki ellerinde sopalarla birileri saldırırmışcasına içim acıdı. Elimi uzatıp durdurmak istedim bu linç kampanyasını, bu çirkin medya lağımı içerisine çekilmeye çalışılan Murat Hoca’mı...

Belli ki bu daha önce aydın şahsiyetlere çok kez yapılmış olan bir “hedef gösterme” ile karşı karşıyayız. Hem de öylesine pervasızca yapılıyor ki bu...

Murat Belge’yi anlatmaya başlayınca insan tutuklaşır nedense, önünde ki devasa bilgelik ve tevazu örneğini düşündükçe. Peki neler yapmış Murat Belge? Charles Dickens, William Faulkner, Martin Chuzzlewit ve John Berger’den benzersiz çeviriler yapmış, 12 Mart’ta düşünceleri yüzünden iki yıl cezaevinde kalmış, 1981’de YÖK’ün kurulması ile üniversiteden istifa etmiştir, 1983 yılında İletişim Yayınları’nı kurmuş, Helsinki Yurttaşlar Derneği’ne Başkanlık yapmış, John Freeley’den sonra İstanbul üzerine en güzel “Gezi Rehberi”ni bize kazandırmış, aralıksız yazmaya devam etmiş, daima özgür düşüncenin yanında olmuş, bunu yazıların da her zaman ifade etmiş. Bu bitmez tükenmez mücadele de ne kimseye çamur atmış ne de onlarla ağız dalaşına girmemiş. Engin bilgisinin yanında, erdeminden ve asaletinden hiç ödün vermemiş.

Bütün bu “linç kampanyası”nın ortaya koyduğu resim ortada. Daha önce Hrant Dink’e de aynısı yapılmış, aylar öncesinden hedef tahtasına yerleştirilmişti. Bu yüzden lütfen bu sefer uyanık olalım! Murat Belge’nin kıymetini bilelim.

Gökhan Kurtaran

1 yorum:

Duygu Kocabaylıoğlu dedi ki...

Habertürk'ü hem televizyon hem gazete olarak her iki yayın organından da takip etmeye çalışıyorum. Yeni kurulan bir gazete olmasıyla ve arkasında politika yağcılığı yapmayan bir holding (Ciner)olmasından dolayı diğer medya kuruluşlarına göre daha tarafsız bulduğum (öyle olduğuna inanmak istediğim) Habertürk'ün Murat Belge'ye nasıl bu kadar pervasızca saldırdığına benim de aklım ermiyor. Olay tam da medya gündemini hiç ama hiç takip edemediğim bir döneme denk geldiği için polimeği gördüğümde şaşkınlıklar içerisinde kaldım. Anladığım kadarıyla Bardakçı,- ki kendisi tv'deki tarih programında Pelin Batu'yu her lafında yerin dibine sokmayı kendine görev edinmiş halde,- Murat Belge'nin son çıkan Osmanlı kültür tarihine dair kitabı üzerinden, "hata bulma" prensibi ile ilk sataşmaları gerçekleştirmiş. Sonra da gerisi gelmiş. Ne diyeyim, büyük hayal kırıklığı yaşadım. Bu elbette, "Murat Belge eleştirilemez, söz söylenemez, dokunulamaz" bir yazar, entellektüeldir, demek değil. Elbette, Belge'nin her dediği doğru olmayabilir, farklı fikirler savunulabilir ama kantarın topuzu denen de bir şey var be kardeşim? Ayıp yani; eleştiri kültürünün bizatihi kendisine ayıp herşeyden önce.
Neyse, benim de bu konu üzerinde yazasım vardı, sana yorum yapmış oldum Gökhan'cım. Daha iyi oldu, fikir birliğinden kuvvet doğar:)