Dünyanın en sıra dışı insanları kimlerdir? Ya da sıra dışılık aslen nedir? İnsan içerisinde gerçek bir ihtiyaç mıdır? Tüm zamanların en çok sorgulanan konularından birisi olması gereken “sıra dışılık” nedense sorgulanmamış hiç. Onu sorgulayanlarsa genellikle ünlü artistler, müzisyenler ola gelmiş.Örneğin Jim Morison, eğer sıra dışı insanlar konusunda bir anket yapılsa hiç şüphem yok ki adını en yukarılara bugün bile yazdırır. 1943’te doğan Morison dilinden düşürmediği “toplumsal patlama” için şarkılarını söyledi. Light My Fire’in bir reklâm müziği olarak kullanıldığını görmek ise, para çarkı içerinde kendi küçük dünyalarını kurmuş insanların onu anlayamayacaklarını bir kez daha Morrison’a gösterdi. Kafası çalışmayan birisi değildi, hatta (bu tür ölçümlere inanmasam da) IQ ölçümleri dâhilerin düzeyindeydi. Kısacası Morison herkesten değildi.
O da yıllarca sıra dışılıklar içerisinde yaşadı, tıpkı benzerleri Hendrix ve Joplin gibi. Her ne kadar hayal dünyasında yaşayan çiçek çocukları çizgisinde gibi gözükseler de bu isimlerin tümü kendilerinden çok beraberinde yaşadıkları toplumun bir şeyleri fark etmesini istediler. Fakat ün ve şöhret onların aslına giderek ne söylediklerinden çok ne kadar sıra dışı olmaları gerektiğini işaret ediyordu. İnsanlar artık onların müziklerinin müzikalitesi ya sözlerinin bütünlüğü ve derinliğinden ziyade, sahnede cinsel organını açıkça gösteren Jim Morison’un ne kadar çılgın olduğunu, yarı çıplak şarkı söylerken ne kadar da seksi gözüktüğünü konuşuyordu. İnsanlar hala fiziksel olanın peşinden koşmaya devam ediyordu.
Bu aslında bahsini ettiğim rock yıldızlarının renkli yaşantılarının uğursuz bir şekilde son bulmasına sebep olarak benim bulduğun bir konu değil. Açıktan açığa yaşanan ve görülen bir sıra dışılık beklentisi. Hem de bu öylesine bir beklenti ki, zamanla sıradan olan her şeyin bir kenara itilmesi ve özellikle göz önünde olan insanlardan sürekli olarak imkânsızın beklenmesi gibi bir durum. Üstelik bu sıra dışılık zamanla her türlü eksikliği, boşluğu da kapatabilir bir hal alır. Tıpkı hayatının son günlerinde sahneye alkollü ve uyuşturucu kullanmış bir şekilde çıkan Elvis Presley’in sahne şovunda şarkı sözlerini unutarak saçmalaması, bir rock idolünü hiç andırmayan o aşırı kilolu vücuduyla sahnede sırt üstü yatarak anlamsız söyler söylemesine rağmen, gözü dönmüş izleyicilerin onu ölesiye alkışlaması gibi. Çünkü artık sıra dışılığın sersemliğe dönüşüp dönüşmesinin herhangi bir mahsuru yoktur.
Üstelik fikrimce sıra dışılık beklentisi aynı zamanda kişinin isteyip de yapamadıklarını bir başkası üzerinden tatmin etmesidir. Kısacası sahneye çıkma olasılığı olmayan, o karga sesiyle ünlü Amerikan plakçıları ile anlaşma yapıp, kontrat imzalama olasılığı olmayan, yine hiçbir zaman konser verme şansı olmayan, hiçbir zaman sınırlı çevresi haricinde milyonlarca insan tarafından sevilip beğenilme şansına sahip olamayacak, kendi hayat normlarını riske etmek istemeyen, küçük, sınırlı ama güvenli bir hayatın ipini elinden bırakmak istemeyen insanların tümü için uyuşturucu kullanmış ve sahnede ölesiye bağırıp çağıran, kendini yerden yere atan, küfreden ve soyunan Jim Morison heyecan vericidir. Bu bir nevi medyacıların sıkça kullandıkları terimin yaşamda ki açık örneğidir aslında; “katarsis”.
2005 yılının Ağustos ayında haftalık bir dergide Aysel Gürel’le, “Türkiye’nin en sıra dışı kadınıyla” yapılmış bir röportaja yer verilmiş. Her zaman ki gibi konu bir şekilde tiraj kaygısıdan olacak cinselliğe, Gürel’in seks hayatına getirilmiş. Yazı boyunca yıllarca Türk Pop Müziği’ne yüzlerce parça kazandırmış Gürel’e nedense bütün yazı boyunca, sanat üzerine tek bir soru bile sorulmuyor. Konu her nasılsa sıra dışılıktan açılıyor ve soru insanların akıllarında ki Aysel Gürel figürü hakkında geliyor. Ve işte Gürel, tam da benim yurtdışından yabancı starlar üzerinden verdiğim örnekleri doğrular bir cevap veriyor; “…aslında iki Aysel var. Biri o herkesle konuşmak istediğim Aysel, işte o şovum, oyunum. İkinci Aysel ise bambaşka. O Aysel’e de zaten kimse itibar etmez. İnsanların istediği birinci Aysel çünkü…”
Başka bir Aysel... Onlar gibi olmayan, 76’sın da gelinlikle yarı çıplak fotoğraf çektirebilme cesaretine sahip, başarısını yüzlerce dillere dolanmış, şarkı sözü yazarak ispatlayan, Türkiye gibi “ahlakçı” bir toplumda açıkça seksten ve cinsellikten söz eden, uçuk kaçık, kendini yarı deli olarak gören, Türk halkının TV ekranlarında izlediği belki de en çılgın insan. İşte onu giderek sıra dışı yapanda aslında tıpkı ekranlarda gördüğümüz birçok ünlü gibi, toplumun o ünlülere karşı var olan sıra dışılık beklentisi.
Bu durumun örnekleri dünya televizyonlarında çoktur. Örneğin birçok Türk izleyicisi aslında Televole ve benzeri programlarda ki hafif ve bayağı içerikten hoşlanmadığını söyler. Fakat bir sonra ki günün izlenme oranları nedense Türk insanının aslında fikri ile zikrinin aynı olmadığını açıkça gösterir. Bu kınanan programlar daima birincidir ya da ilk sıralardadır.
Aynı konu bugünlerde pek bir revaçta olan kadın programı adında ki “hakaret programları” içinde geçerlidir. Bu programları izleyenler, lise ya da üniversite öğrencisi olan çocuklarına es kaza yakalandıklarında bile, “geçerken baktım”, “TV’de başka bir şey yoktu” gibi bahanelerle kınadıkları bu programları aslında zevkten dört köşe olmuş bir şekilde izlerler. Üstelik bir türlü, kendileri adına sıra dışılığın bin bir türlüsünü ekranlarda sergileyenlere olan ilgilerini kabullenmek istemezler. Kısacası buna “toplumsal riyakârlık” da diyebiliriz.
Bir dönemler Ayşe Özgün’ün Türk televizyonlarına kendisinden etkilenerek benzer bir programı kazandırdığı, Jerry Springer iyi bir örnek olabilir. Yıllar önce Yeni Zelanda’da izlemiştim ilk defa bu programı. Sonraları kendimi her gece bu programı izler bir şekilde ekran karşısında bulmuştum. Programın içeriği oldukça farklıydı; Dünyanın dört bir yanında yayınlanan bu programda da, sahneye travestiler, sonradan gay olduğu anlaşılan kocalar, lezbiyen ilişki yaşan akrabalar ve daha “sıra dışılığın toplumdaki en bariz örnekleri olmuş olanlar” gelir, ve ekranda birbirlerine büyük sözlü ve hatta fiziksel saldırılar bulunurdu ve Muhteşem Jerry seyircileri tarafından peygambermişçesine ilgi görürdü. Tüm program boyunca birbirinden “sıra dışı” olaylar olur ve Springer kendisine bağladığı milyonlara veda ederken, benim gibi milyonlar günlük sıra dışılık açlıklarını geçiştirmiş bir şekilde rahat bir nefes alırdı. Ta ki bir sonra ki güne kadar…
Kısacası Türk toplumunda da, yabancı ülkelerde ki tüm toplumlarda da bitip tükenmek bilmeyen bir sıra dışılık beklentisi var. Üstelik bu beklenti, teknolojinin gelişmesi, iletişim çok kollu bir halle gelmesi ve giderek “tüketimin hızlanması” ile artmakta. Kısa zaman içerisinde menü seçimler yapan toplumlar artık hayattan olan sıra dışılık beklentisinin de çıtasını yükseltmektedir. İnsanlar belki farkında olarak, belki de olmayarak aslında nefret ve sevgi idollerini yaratıp, günlük ibadetlerini de televizyon karşısında düzenli olarak yapmaktadır. Kendisini her gün onlar için yeniden çarmıha geren ünlüler onların bütün bu beklentilerini karşılamak için çalışmaktadır aslında. En nihayetinde tüketim dünyasında çark dönmektedir ve tüm bu beklentiler fazlasıyla kar elde ederek karşılanmalı ve şov hep devam etmelidir.
Gökhan KURTARAN
(2005 arşivinden)
Kaynaklar
Haftalik Dergisi, Kapak Konusu, sayı 122, 9-15 Ağustos 2005
Aydoğdu, Mehtap,Algının Kapılarında Doors-Ansızın Bir İnfilak,Stüdyo İmge,Doğan Ofset, Şubat 1993
Morrison, Jim, Amerikan Gecesi, Çeviren:Ogan Güner, Korsan Yayınları, Kardeşlar Matbaası, Istanbul, Mayıs 1995
Kaynaklar
Haftalik Dergisi, Kapak Konusu, sayı 122, 9-15 Ağustos 2005
Aydoğdu, Mehtap,Algının Kapılarında Doors-Ansızın Bir İnfilak,Stüdyo İmge,Doğan Ofset, Şubat 1993
Morrison, Jim, Amerikan Gecesi, Çeviren:Ogan Güner, Korsan Yayınları, Kardeşlar Matbaası, Istanbul, Mayıs 1995
0 yorum:
Yorum Gönder