
6 -7 Eylül olayları Türkiye tarihi ve azınlıklar açısından önem taşımasının yanında Türk Basın tarihinin önemli sınavlarından birisi olması özelliği ile göze çarpar. Basın-hükümet- toplum ilişkisini incelemek ve basının toplum üzerinde ki yönlendirici ve hatta kışkırtıcı olabilme özelliğini anlamak ve incelemek açısından 6 -7 Eylül 1955 tarihinden birkaç hafta öncesi ve sonrasını dikkatle incelemek gerekmektedir.
6 -7 Eylül olaylarının ortaya çıkışının bağlandığı Atatürk’ün evinin bombalanması söylentisi aslında dönemin önde gelen gazetelerinde yer almamış, ilk haber İstanbul Ekspres adlı bir bulvar gazetesinde yayınlanmıştır. Bu gazete normalde yaptığı baskı sayısından oldukça fazla bir sayıda basılmıştır. Gazetede haber olağandışı bir şekilde verilmiş, gazetede ki haberlerin dili adeta toplulukları daha da kışkırtmayı hedeflemiştir.
Gazetenin yazarlarından Kamil Önal, gazetenin gün içinde yaptığı ikinci baskıda açıkça gayri Müslim halkı hedef göstererek “Bu bardağı taşıran son damla oldu” ifadesini kullanmıştır. Demokrat Parti’ye yakınlığı ile bilinen gazetenin editörü Mithat Perin olaylardan sonra yakalanmış fakat ilginçtir ki yakalandıktan iki saat sonra dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından serbest bırakılması sağlanmıştır.[1]
Gazetenin yazarlarından Kamil Önal, gazetenin gün içinde yaptığı ikinci baskıda açıkça gayri Müslim halkı hedef göstererek “Bu bardağı taşıran son damla oldu” ifadesini kullanmıştır. Demokrat Parti’ye yakınlığı ile bilinen gazetenin editörü Mithat Perin olaylardan sonra yakalanmış fakat ilginçtir ki yakalandıktan iki saat sonra dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından serbest bırakılması sağlanmıştır.[1]
2005 yılında konuyla ilgili en kapsamlı araştırmalardan olan Dilek Güven’in 6- 7 Eylül Olayları adlı kitabında da bahsettiği üzere, İstanbul Ekspres’in o zaman ki editörü Gülşen Sipahioğlu kendisi ile yapılan bir röportajda, saldırıların MAH (Milli Emniyet Hizmetleri) tarafından organize olduğunu belirtmiştir.
Dönemin önde gelen gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve bir bulvar gazetesi olmasına rağmen özellikle İstanbul’da ki ayaklanmalara neden olan Yeni İstanbul gazeteleri incelendiğinde özellikle 6 -7 Eylül 1955 tarihine yakın tarihlerdeki sayılarında, azınlıklara, bilhassa da Yunan ve Rumlara karşı ciddi bir cepheleşmenin oluşturulduğu görülür.
Örneğin 1955 Eylül ayının gazetelerinin neredeyse tümünde ve özelikle Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde görülen ortak bir haber aslında zaten Kıbrıs konuları üzerine gerginleşmiş Türk- Yunan ilişkilerine Türk basınının yaklaşımını gösterir;
“Londra’da Kıbrıs’a muhtariyetlik verilmesi için gösteri yapan bir Yunan bayanın resminin altında “Kesimde görülen zincirli dilber tarihi filmlerde rol alan bir figüran ya da esir pazarında satılığa çıkarılan bir köle değil. Londra sokaklarında dolaşarak güya Kıbrıs’ı canlandırmaya çalışan bir biçaredir”[2]
“Şu Maskaralığa Bakın” bakın başlığı ile aynı haber Cumhuriyet gazetesinde de şöyle aktarılmıştır;
Dönemin önde gelen gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve bir bulvar gazetesi olmasına rağmen özellikle İstanbul’da ki ayaklanmalara neden olan Yeni İstanbul gazeteleri incelendiğinde özellikle 6 -7 Eylül 1955 tarihine yakın tarihlerdeki sayılarında, azınlıklara, bilhassa da Yunan ve Rumlara karşı ciddi bir cepheleşmenin oluşturulduğu görülür.
Örneğin 1955 Eylül ayının gazetelerinin neredeyse tümünde ve özelikle Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde görülen ortak bir haber aslında zaten Kıbrıs konuları üzerine gerginleşmiş Türk- Yunan ilişkilerine Türk basınının yaklaşımını gösterir;
“Londra’da Kıbrıs’a muhtariyetlik verilmesi için gösteri yapan bir Yunan bayanın resminin altında “Kesimde görülen zincirli dilber tarihi filmlerde rol alan bir figüran ya da esir pazarında satılığa çıkarılan bir köle değil. Londra sokaklarında dolaşarak güya Kıbrıs’ı canlandırmaya çalışan bir biçaredir”[2]
“Şu Maskaralığa Bakın” bakın başlığı ile aynı haber Cumhuriyet gazetesinde de şöyle aktarılmıştır;
“Yunanlı iyi piyes oynar, sahne hemen muvaffak olduğu tek yerdir. Yukarıdaki resme baktıktan sonra, şimdi bu sahada işi maskaralığa döktüklerini söylememek imkânsız. Bu kadın elindeki zincirleri ile Kıbrıs’ta Hürriyetsiz (!) yaşayan Rumları temsil ediyormuş”
Haberlerin her ikisinde de “Yunan” kelimesi, oyun oynayan, rol yapan, güvenilmeyen ve maskaralık yapan olarak ifade edilmektedir. Haber tamamen yanlı bir şekilde tam da gergilik döneminde 6- 7 Eylül tarihlerinden tam bir hafta önce yapılmıştır.
Eylül başında Türkiye, Kıbrıs konusunda ilk kez bir taraf olarak görülmüş ve Yunanistan’la beraber üçlü bir görüşme için İngiltere’nin başkenti Londra’ya çağırılmıştır. Görüşmelerin gerginliği Türkiye’ye de yansımış, Türk Yunan ilişkileri Kıbrıs temelinde oldukça gerginleşmiştir. Tüm bunlar yaşanırken İstanbul’da ki Rumlar ise taraf olmak zorunda kalmış ya da taraf olmak zorunda bırakılmıştır. Hürriyet Gazetesinin 2 Eylül 1955 tarihli sayısında manşetten okuyucularına şu haberi vermiştir;
“Stefonopulos’un sözlerini neşreden İstanbul Rum Gazeteleri kapışıldı… Yunan görüşünü belirten bu gazetelerde Türk tezine dair en ufak bir tefsire bile rastlanmıyor… Şehrimizde çıkan Rumca çıkan gazeteler dün akşam Rumlar tarafından kapışılmıştır. Londra konferansında Kıbrıs hakkındaki Yunan görüşünü izah eden Hariciye vekili Stefanopulos’un konuşmasını yayınlayan dünkü Rumca gazeteler, satışın artacağını tahmin ederek mutattan fazla sayı basmışlardır. Fakat buna rağmen akşam saat 5’ten sonra Beyoğlu ve Köprü iskelelerinde ki Rumca gazete satıcılarında tek nüsha kalmamıştır… Şehrimizin Rumlarının bu büyük alakasını tabi görüyoruz. Stefanopulos’un Yunan görüşünü nasıl izah ve müdafaa ettiğini öğrenmek elbette tadına doyulmaz bir zevktir.”
Hürriyet Gazetesi’nin 6 -7 Eylül olaylarından sadece dört beş önce verdiği haberde de toplumsal ayrışmanın izleri görülmekte ve “öteki” açıkça işaret edilmektedir. Adeta Kıbrıs Türktür Cemiyeti içerisinde büyüyen milliyetçi ses Türk Basını tarafında da sempati ile karşılamaktadır. Hatta olayların akabinde herhangi bir kınamaya rastlanmamaktadır.
Gazetelerde 6- 7 Eylül tarihine kadar Yunanlara karşı olan tavır haber diline açıkça yansımıştır. Örneğin Londra’da Türklerin gösteride açtıkları “Yunanlar açtır” pankartı manşetten haber olarak verilmiştir.
Haberlerin her ikisinde de “Yunan” kelimesi, oyun oynayan, rol yapan, güvenilmeyen ve maskaralık yapan olarak ifade edilmektedir. Haber tamamen yanlı bir şekilde tam da gergilik döneminde 6- 7 Eylül tarihlerinden tam bir hafta önce yapılmıştır.
Eylül başında Türkiye, Kıbrıs konusunda ilk kez bir taraf olarak görülmüş ve Yunanistan’la beraber üçlü bir görüşme için İngiltere’nin başkenti Londra’ya çağırılmıştır. Görüşmelerin gerginliği Türkiye’ye de yansımış, Türk Yunan ilişkileri Kıbrıs temelinde oldukça gerginleşmiştir. Tüm bunlar yaşanırken İstanbul’da ki Rumlar ise taraf olmak zorunda kalmış ya da taraf olmak zorunda bırakılmıştır. Hürriyet Gazetesinin 2 Eylül 1955 tarihli sayısında manşetten okuyucularına şu haberi vermiştir;
“Stefonopulos’un sözlerini neşreden İstanbul Rum Gazeteleri kapışıldı… Yunan görüşünü belirten bu gazetelerde Türk tezine dair en ufak bir tefsire bile rastlanmıyor… Şehrimizde çıkan Rumca çıkan gazeteler dün akşam Rumlar tarafından kapışılmıştır. Londra konferansında Kıbrıs hakkındaki Yunan görüşünü izah eden Hariciye vekili Stefanopulos’un konuşmasını yayınlayan dünkü Rumca gazeteler, satışın artacağını tahmin ederek mutattan fazla sayı basmışlardır. Fakat buna rağmen akşam saat 5’ten sonra Beyoğlu ve Köprü iskelelerinde ki Rumca gazete satıcılarında tek nüsha kalmamıştır… Şehrimizin Rumlarının bu büyük alakasını tabi görüyoruz. Stefanopulos’un Yunan görüşünü nasıl izah ve müdafaa ettiğini öğrenmek elbette tadına doyulmaz bir zevktir.”
Hürriyet Gazetesi’nin 6 -7 Eylül olaylarından sadece dört beş önce verdiği haberde de toplumsal ayrışmanın izleri görülmekte ve “öteki” açıkça işaret edilmektedir. Adeta Kıbrıs Türktür Cemiyeti içerisinde büyüyen milliyetçi ses Türk Basını tarafında da sempati ile karşılamaktadır. Hatta olayların akabinde herhangi bir kınamaya rastlanmamaktadır.
Gazetelerde 6- 7 Eylül tarihine kadar Yunanlara karşı olan tavır haber diline açıkça yansımıştır. Örneğin Londra’da Türklerin gösteride açtıkları “Yunanlar açtır” pankartı manşetten haber olarak verilmiştir.
“Beş binden fazla Türk bugün İngiltere’nin başkentinde miting yaptı, miting çok muhteşem oldu... Mitinge katılan Türklerin ellerinde şu kelimeler yazılı levhalarda bulunuyordu; “Yunan Halkı açtır”,”Kıbrıs Yunanistan’ın olamaz”...”Enosis harb demektir”.[3]
5 Eylül 1955 tarihinde Hürriyet gazetesinde öylesine ilginç bir haber çıkmıştır ki aslında birazdan, bir gün sonra başlayacak olayların gerginliğini gösterir niteliktedir. Haberde açıkça kendi kanları ile Kıbrıs haritası çizen Türklerin kanlı haritası verilmiş ve detayları da haberde anlatılmıştır. Yapılan hareket gazete tarafından adeta kutsal görülmüştür ve gazetede habere oldukça önemli bir yer vermiştir.
5 Eylül 1955 tarihinde Hürriyet gazetesinde öylesine ilginç bir haber çıkmıştır ki aslında birazdan, bir gün sonra başlayacak olayların gerginliğini gösterir niteliktedir. Haberde açıkça kendi kanları ile Kıbrıs haritası çizen Türklerin kanlı haritası verilmiş ve detayları da haberde anlatılmıştır. Yapılan hareket gazete tarafından adeta kutsal görülmüştür ve gazetede habere oldukça önemli bir yer vermiştir.
“Yukarıda resmini gördüğünüz Kıbrıs haritası... Adlı gençlerin kanlarıyla çizilmiş ve matbaamıza getirilmiştir. Gençler haritanın baş tarafına “öleceğim, kanımı vereceğim, bir kıyım toprak vermeyeceğim... Cümlesi yazıldıktan sonra ayyıldızın içince Kıbrıs haritası çizmişler, ayın içerisine de “Kıbrıs Türkündür” yazmışlardır. En aşağıda “ay yıldızın etrafında adı geçenlerin kanları ile yapılmıştır” yazmaktadır”[4]
Haberde gazete matbaalarına getirilen ve kanla çizilmiş bu haritayı gazetenin baş sayfasından verilmesi, “daha fazla kan dökülebilir” düşüncesini yaratmakta, büyük ihtimalle de gazetenin gayrimüslim okuyucuları arasında gelecekleri üzerine bir korku salmaktadır.
5-7 Eylül tarihinde de verilen haberlerde “tecavüz”, “hücum” gibi provoke etme özelliğine sahip kelimelere sıkça yer verilmiştir.
“Kıbrıslı Türkler Londra’da Miting yapıyorlar... Mac Millan ile görüşme yapan Fatin Rüştü Zorlu verdiği demeçte Makarios’a şiddetle hücum etti” [5]
“Selanik’te Atatürk’ün evine yapılan tecavüzler karşısında dün İstanbul ve İzmir’de cereyan eden hadiseler üzerine Örfi İdare ilan edildi.[6]
“Atatürk’ün doğduğu eve yapılan iğrenç tecavüzden sonra…”
Haberde gazete matbaalarına getirilen ve kanla çizilmiş bu haritayı gazetenin baş sayfasından verilmesi, “daha fazla kan dökülebilir” düşüncesini yaratmakta, büyük ihtimalle de gazetenin gayrimüslim okuyucuları arasında gelecekleri üzerine bir korku salmaktadır.
5-7 Eylül tarihinde de verilen haberlerde “tecavüz”, “hücum” gibi provoke etme özelliğine sahip kelimelere sıkça yer verilmiştir.
“Kıbrıslı Türkler Londra’da Miting yapıyorlar... Mac Millan ile görüşme yapan Fatin Rüştü Zorlu verdiği demeçte Makarios’a şiddetle hücum etti” [5]
“Selanik’te Atatürk’ün evine yapılan tecavüzler karşısında dün İstanbul ve İzmir’de cereyan eden hadiseler üzerine Örfi İdare ilan edildi.[6]
“Atatürk’ün doğduğu eve yapılan iğrenç tecavüzden sonra…”
“Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve yapılan çok iğrenç tecavüz.”[7]
6 Eylül tarihine gelindiğinde aslında gazetelerin birçoğunun olayların ciddiyetinde olmadığı ve hatta kışkırtıcı provoke edici yayınlarına devam ettikleri görülür. Örneğin 6 Eylül 1955 gazetesinde halen patrikhaneye asılan “Kıbrıs Türktür” levhasının haberi yapılıyor, ortaya çıkan olaylarda haberde bahsedilen özel de “Istavro”, genelde gayrimüslim halk hedef olarak gösteriliyor, saldırılar için gerekli ve geçerli nedenler sıralanıyordu (bayrağa, büyüklere dil uzatan Istavro).
“Patrikhaneye Kıbrıs Türktür levhası asıldı”
6 Eylül tarihine gelindiğinde aslında gazetelerin birçoğunun olayların ciddiyetinde olmadığı ve hatta kışkırtıcı provoke edici yayınlarına devam ettikleri görülür. Örneğin 6 Eylül 1955 gazetesinde halen patrikhaneye asılan “Kıbrıs Türktür” levhasının haberi yapılıyor, ortaya çıkan olaylarda haberde bahsedilen özel de “Istavro”, genelde gayrimüslim halk hedef olarak gösteriliyor, saldırılar için gerekli ve geçerli nedenler sıralanıyordu (bayrağa, büyüklere dil uzatan Istavro).
“Patrikhaneye Kıbrıs Türktür levhası asıldı”
“Şehirde nahoş bazı hadiseler oldu, bayrağa, büyüklere dil uzatan Istavro adında birisi az daha linç edilecekti.”[8]
7 Eylül tarihinde Milliyet Gazetesi’nde Turhan Aytul açıkça olanları “Atatürk bağlılığının bir tezahürü” olarak yansıttığı yazısını kaleme almıştır. Yazıda şiddet olaylarının, yağmalamaların ve kadınlara tecavüzlerin gerçekleştiği bu iki gün içerisinde gayrimüslim halkın yaşadıklarına dair herhangi bir yorumda bulunulmamıştır.
“İstanbul dün bütün semtleriyle “Atatürk bağlılığını” dalga dalga haykırmıştır. Öyle ki büyün Türkiye’nin heyecanı bir kalp halinde bu asil ve vakur nidada toplanıyordu”[9]
7 Eylül tarihinde Milliyet Gazetesi’nde Turhan Aytul açıkça olanları “Atatürk bağlılığının bir tezahürü” olarak yansıttığı yazısını kaleme almıştır. Yazıda şiddet olaylarının, yağmalamaların ve kadınlara tecavüzlerin gerçekleştiği bu iki gün içerisinde gayrimüslim halkın yaşadıklarına dair herhangi bir yorumda bulunulmamıştır.
“İstanbul dün bütün semtleriyle “Atatürk bağlılığını” dalga dalga haykırmıştır. Öyle ki büyün Türkiye’nin heyecanı bir kalp halinde bu asil ve vakur nidada toplanıyordu”[9]
Aslında halen daha gazete tarafından vuku bula acı olayların hepsi “Türkiye’nin heyecanlı bir kalp” halinde ki takdir edilecek bir dizi gelişme olarak aktarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının yine T.C vatandaşları tarafından saldırıya uğramasında Türk Basını “milli duygular” arkasına sığınarak taraf olmayı tercih etmiş ve gayri Müslim halkı can ve malları ile beraber bu zor dönemlerinde hedef gösteren yazılara baş sayfadan yer vermiştir.
Turhan Aytul Milliyet gazetesinden baş sayfadan yayınlanan yazısında tıpkı Yeni İstanbul gazetesinde yazan Kamil Önal gibi gayrimüslim ve bilhassa Rum vatandaşları işaret ederek yazısında “bu bardağı taşıran son damladır” ifadesini kullanmıştır. Yazısının içeriğinde bunlar artık çok oldu manasını taşıyan, olanlarla adeta guru duyan bir hava vardır
“Gençlik Büyük Önder Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldığı haberini dün akşamüstü büyük bir nefretle öğrenmiştir. Şehrim her semtinde toplanan halk kitleleri arasında “ Bu bardağı taşıran son damladır” nidaları yükseliyordu.”[10]
6–7 Eylül tarihlerinde meydana gelen olayların vahameti ve büyüklüğü anlaşıldıkça bazı Türk gazetelerinde açıkça bir aklama ve aslında Türklerin mekânlarına da zarar verildi şeklinde yorumlanabilecek haberler verildi.
“dün geceki hadiseler meyanında Türk dükkânlarına ve evlerine de müessif tecavüzler vuku bulmuş ve camlar çerçeveler kırıldığı gibi mal ve eşya da tahrib edilmiştir."[11]
8 Eylül tarihine gelince artık olayların sorumlularının bulunması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çok ciddi araştırmalar yapılmadan, Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre, sadece bir gün içerisinde 2057 kişi yakalanmış ve tutuklanmıştır. Enteresan bir şekilde tutuklamalar esnasında komünist olan ya da olduğu düşünülen sol görüşlü kişiler şüpheli olarak görülmüş ve sorumlu olanların komünist olduğunu belirten haberler gazetelerde yer almaya başlamıştır.
“2057 yağma ve tahripçi yakalandı”. [12]
“Nümayiş gecesi tahrikât yapan otuzdan fazla komünist yakalandı.”[13]
“...Tahrikçi komünistler… Son hadiselerle ilgili olarak 3 general el çektirildi. Geç vakte kadar tevkif olunan tahrikçi komünistler 87’i buldu.”[14]
“...Ya kızıl emellerin uşağı, ya da ne yaptığını bilmeyen bir gafil... Her şeyden önce milli servetten olan mağazaya hücum ettikten sonra pabucunun tekini bırakıp kaçmış”[15]
“...Siyasi polis, kızıl şebekenin unsurlarını meydana çıkarmak için, 2 Rum vatandaşın evinde 30 bin değerinde yağma eşyası bulundu, yasağa riayet etmeyen 13 kişi nezaret altında”[16]
Yine 8 Eylül’de ki Cumhuriyet Gazetesi’nde toplumu sükûnete çağıran bir yazı yayımlanmıştır. Aslında gazetenin toplumu sükûnete ve barışa çağıran tavrı başlangıçta diğer gazetelerin tavırlarında farklı görülse de, yazı yine Yunan toplumunu hedef olarak göstermektedir.
“Bu Taşkınlıklar bizi zayıflatır… Yunanistan’da ki Megalo İdeacıların durup dururken gerek memleketimizin, gerek Yunanistan’ın, gerek bizzat Kıbrıs halkının ve Ortadoğu müdafaasının başına açtıkları belanın seyyiesini maalesef hep birlikte çekiyoruz”[17]
10 Eylül tarihinden itibaren artık verilen maddi zararın nasıl telafi edilebileceği düşünülmeye başlanmıştı. Gazeteler de “devlet yaraları sarıyor” şeklinde haberler yaparak aslında her şeyin düzeliyor olduğunu, normal seyrine gidiyor olduğunu anlatan haberler yaptılar.
“Polis bir Rum vatandaşa ele geçirilen 60 bin lira kıymetindeki mücevheratını iade ederken”[18]
“Çalışmaya Başladılar… Hükümetimizin maddi ve manevi münabereti dükkânları hasar gören vatandaşlara tekrar gereken gücü vermiştir. İşte bir berber, hemen düzenlediği dükkânında müşterisini tıraş etmeye başlamış bile.”[19]
Özellikle 1 Eylül–14 Eylül tarihleri arasında, Türk basınında dönemin önemli gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Aksam gazeteleri ve 6–7 Eylül olayların başlamasında önemli rol oynayan İstanbul Ekspres ve yerel bir gazete olan Yeni İstanbul gazeteleri incelendiğinde aslında Türk basınının olayların tezahürüne kadar, provoke edici bir tavır sergilediği söylenebilir.
Özellikle 1 Eylül–14 Eylül tarihleri arasında, Türk basınında dönemin önemli gazeteleri olan Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Aksam gazeteleri ve 6–7 Eylül olayların başlamasında önemli rol oynayan İstanbul Ekspres ve yerel bir gazete olan Yeni İstanbul gazeteleri incelendiğinde aslında Türk basınının olayların tezahürüne kadar, provoke edici bir tavır sergilediği söylenebilir.
Dönemim şartları ele alındığında özellikle Kıbrıs konusunda ki toplumda ki duyarlılığın zaten Kıbrıs Türktür Cemiyetleri merkez ve şubeleri tarafından sıkça kullanıldığı bir dönemde bazı gazeteler bu cemiyetin yayın organı gibi davranmış, her türlü etkinliklerini yakından takibe almış ve cemiyete olan sempatisi haberlerinde yansıtmaktan çekinmemiştir.
Dönemin gazetelerinin bir çoğu Türkiye Cumhuriyet’inin paydaşı olan ve herkesle eşit haklara sahip gayrimüslim vatandaşlarının farklılıklarını vurgulayarak, onları adeta işbirlikçi olarak bir göstermeye çalışmıştır. Selanik’te Atatürk’ün evi ile Konsolosluk arasına bomba atılması ile uzaktan yakından alakası olamayan İstanbullu Rumlar ve diğer gayri Müslimler aslında açıkça Türk Burjuvazisinin yaratılmasında yıldırılmak ve göçe zorlanmak istenmiştir. Güçlerin el değiştirmesi, Varlık Vergisinden kalan mal ve mülklerin hızlıca ve değerinin altında el alıp satılması tüm bu saldırılar sonucunda çok kolay bir hal almıştı. Kısa zamanda da zaten İstanbul gayrimüslim halkının büyük bir bölümünü kaybetmişti.
Kısacası Türk basını vermesi gereken bir sınavı tam olarak verememiş, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde ki çoğunluk durumunda olan etnik anlamda Türklere taraf olmuş, aynı oranda vatandaşı olan diğer unsurları göz ardı etmiştir. Diğer unsurların sesi olmaktansa, aşırı milliyetçi ve provoke edici bir tavır sergilemiştir.
Kısacası Türk basını vermesi gereken bir sınavı tam olarak verememiş, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde ki çoğunluk durumunda olan etnik anlamda Türklere taraf olmuş, aynı oranda vatandaşı olan diğer unsurları göz ardı etmiştir. Diğer unsurların sesi olmaktansa, aşırı milliyetçi ve provoke edici bir tavır sergilemiştir.
Gökhan KURTARAN
Kaynaklar:
[1] Güven, Dilek,6- 7 Eylül olayları, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul Ekspres Gazetesi ve Milli Emniyet Hizmetleri
Kaynaklar:
[1] Güven, Dilek,6- 7 Eylül olayları, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul Ekspres Gazetesi ve Milli Emniyet Hizmetleri
[2] 1 Eylül 1955, Milliyet Gazetesi
[3] 5 Eylül 1955, Cumhuriyet Gazetesi
[4] 5 Eylül 1955, Hürriyet Gazetesi, “Kanla Çizilen Kıbrıs Haritası”
[5] 5 Eylül 1955, Milliyet Gazetesi
[6] 7 Eylül 1955, Milliyet Gazetesi
[7] 7 Eylül 1955, Yeni İstanbul
[8] 6 Eylül 1955, Hürriyet Gazetesi
[9] 7 Eylül 1955, Aytul, Turhan, Milliyet Gazetesi
[10] 7 Eylül 1955, Aytul, Turhan, Milliyet Gazetesi
[9] 7 Eylül 1955, Aytul, Turhan, Milliyet Gazetesi
[10] 7 Eylül 1955, Aytul, Turhan, Milliyet Gazetesi
0 yorum:
Yorum Gönder