01 Temmuz 2009 Çarşamba

Jackson'ın ardından...


İnsan netice itibariyle hacmi küçük sayılabilecek bir varlık...Ortalama 1.60-80 boylarında, 50-80 kg agırlığında, üç aşağı beş yukarı küçük bir cüsseye sahip...Ama bakıyorsunuz ki, üstün bir yetenekle bu küçük beden milyarlarca insanı peşinden sürükleyebiliyor. O insanlar sadece bu ufak bedeni izliyor, ona hayranlıkla bakıyor. Bunu M.Jackson’ın ölümünün ardından beyaz bir ceset torbasına konulup helikopterden bir ambulansa koyulduğunu gördüğüm an düşündüm. Ne garip bir durum...Acizlik mi? Hayır...Çoğu insan muktedir görülen insanın ne kadar aciz olduğuna yorar bu ölüm anını, ben daha çok insanın ne kadar sıradan sayılabiliecek bir bedenden, nasıl muhteşem işler çıkarabildiğini ve fiziki olmasa da fikri anlamda bir ölümsüzlüğe nasıl ulaştığına yoruyorum. Bu durumu sanatla uğraşanlarda hissetmemek, hayranlık duymamak mümkün değil?

Şimdi döneminin çok ötesinde işler yapmış, film tadında klipler yayınlamış, herkesin hayranlığını kazanmış, 7’den 77’ye herkes tarafından tanınmış bir kişinin son yolculuğu başlıyor. Bu son yolculuk ki, bir anda ben ve benim gibi bir çok insanı, fonda o malum şarkılarla çok eskilere götürdü. Bu son yolculuk aslında herkesin kendi içerisinde yolculuk halini aldı. Nostalji filan değil, ama su gibi akan bir zamandı zihinlerimizde kalan. Elimizde ise üç beş fotoğraf, bir kaç video kaydı. Belki çatı katında 70’lerden, 80’lerden kalma bir kaç kırık dökük eşya....ve yine akıllarda evinin bahçesinde moonwalk yapmaya çalışan ve bilmediği şarkının sözlerini uyduran ufacık çocuklar kaldı....
Gökhan KURTARAN